27 Şubat 2016 Cumartesi

28 ŞUBAT TÜRK SİYASETİNİN ACI VEREN YÜZÜ, ÖNCESİ VE SONRASI,, BÖLÜM 11




28 ŞUBAT  TÜRK SİYASETİNİN  ACI VEREN YÜZÜ, ÖNCESİ VE SONRASI,, BÖLÜM 11



28 ŞUBAT SÜRECİ - YILMAZ-ECEVİT SAFHASI


Bir kere daha tekrarlıyalım: 28 Şubat 1997 Muhtırası ile başlayan dönem, TÜRK MİLLETİ'ne, TÜRK DEVLETİ'ne, TÜRK ORDUSU'na, ATATÜRK'e ve MÜSLÜMANLAR'a ihanet dönemidir!

Yine şunu kesinlikle ifade etmek isteriz ki, 28 Şubat darbesi asla TÜRK ORDUSU' nun giriştiği bir hareket değildir. TÜRK ORDUSU içine sızmış, ta tepelere yükselmiş olan mason, Yahudi dönmesi, Ermeni ve Rum kökenli hain kişilerin işidir. Başını mason - dönme Orgeneral ÇEVİK BİR'in çektiği, bilhassa Deniz Kuvvetleri'nden monşer tipli mason-dönme amirallerin desteklediği 28 ŞUBAT darbesi, SİLAHLI KUVVETLER içindeki gerçek ATATÜRKÇÜ ve MİLLİYETÇİ TÜRK subayların kendini " BATI ÇALIŞMA GRUBU " diye adlandıran İSRAİL yanlısı ekip tarafından ayıklanması, MİLLÎ SİYASET'e yönelmiş olan DEVLET'in tekrar A.B.D., İSRAİL ve A.B. güdümüne sokulması, TÜRK ORDUSU'nun PEYGAMBER OCAĞI niteliğinden çıkarılması, TÜRK MİLLETİ'nin İSLÂM'dan uzaklaşması için yapılmıştır!..

Bir kere daha söyleyelim ki, 28 Şubat darbesini TÜRK ORDUSU'na ve TÜRK SUBAYLAR'a mâletmek, son derece büyük bir hatadır ve bizi tam da 28 Şubatçılar'ın istediği noktaya götürür, ORDUMUZ, ASKERİMİZ Kötülenmiş olur!

Kaldığımız yerden, 1999 seçimleri sonrasında Bülent Ecevit'in başkanlığında kurulan ANASOL- M Hükûmeti döneminde cereyan eden olaylar ile devam ediyoruz.

12 Haziran 1999'da NATO'nun sözümona Barış Gücü Kosova'ya girmeye başladı. Türkiye Sırp zulmünden kaçan Arnavutlar'a yardım etti

13 Haziran'da CNN ve Doğan Medya Grubu ortaklık için anlaşmaya vardı.

15 Haziran'da Fransa'da tutuklu bulunan Alaattin Çakıcı Fransız Gizli Servisi'nin kendisine Türkiye aleyhinde konuşması ve casusluk yapması teklifinde bulunduğunu açıkladı.

23 Haziran'da Öcalan savunmasını yaptı. Sanki ona kalmış gibi, "Türkiye cumhuriyetsiz olmaz," dedi, "onurlu bir barış için hizmete hazır olduğunu" söyledi. Böyle vicdansız biri için onur ne demek, anlaşılamadı.

26 Haziran'da kan kanseri hastası olduğu iddia edilen ve adına 50.000 şişe kan toplanıp yurt dışında tahlile gönderilen Oktar Babuna için Sağlık Bakanı Osman Durmuş "şov yapıyor," dedi.

29 Haziran'da Abdullah Öcalan Ankara 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından Türk Ceza Kanunu'nun 125. Maddesi gereği "vatana ihanet" suçundan ölüm cezasına çarptırıldı.

2 Temmuz'da Öcalan Jandarma'daki sorgusunda " Leyla Zana'ya TBMM açılışında Kürtçe yemin etme emrini ben vermiştim," dedi.

4 Temmuz 1999'da Türk askeri Kosova'ya ayak bastı. Askerlerimiz Prizren kentinde muzaffer bir ordu gibi coşkuyla karşılandı. Hıristiyan Batı ülkelerinden gelen sözde Barış Gücü askerleri kıskançlıktan neredeyse kudurdular... Bu, TÜRK askerinin, hatta herhangi bir TÜRk'ün girdiği her ülkede böyle olmaktadır. Çünkü TÜRKLER diğer "beyaz adamlar" gibi sömürücü, zalim değillerdir. Gittikleri her ülkeye gerçek medeniyet ve insanlık götürmüşlerdir.

5 Temmuz'da 19 yaşındaki PKK'lı terörist Ruşen Tabancı beline sardığı bir kilo TNT ve el bombalarını Adana Emniyet Müdürlüğü binası girişinde patlattı.

6 Temmuz'da Hazine'den sorumlu Devlet Bakanı DSP'li Hikmet Uluğbay ağzına dayadığı tabancayla intihar etmek istedi. Ancak yaralandı ve kurtuldu. İntihar teşebbüsünün sebebi ise anlaşılamadı. Muhtemelen bir yolsuzluk idi.

12 Temmuz 2000'de kabinede değişikliki iyapıldı. Şaibeler kralı Mesut Yılmaz Başbakan Yardımcısı, Cumhur Ersümer de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı oldu.

15 Temmuz'da Kuşadası Belediye Başkanı Lütfi Suyolcu'yu öldürmeye azmettirmekten sanık Kürşat Yılmaz ve Yavuz Kaşıkçı ömürboyu hapse mahkûm oldu.

21 Temmuz'da MİT müthiş bir operasyonla PKK'nın 3. adamı, Avrupa'daki kilit ismi Cevat Soysal'ı yakalayıp Türkiye'ye getirdi. Soysal, Moldovya'nın başkenti Kişnev'de kaldığı yerden telefon etmek için dışarı çıktığında başına çuval geçirilerek kaçırılmıştı.

26 Temmuz'da siyasî yasaklı Necmettin Erbakan kendisine yakın üç ismi Fazilet Partisi'nin yönetimine getirince, Yenilikçi Kanat isyan bayrağı açtı. Abdullah Gül, Cemil Çiçek, Ali Coşkun ve Abdülkadir Aksu Genel Başkan Yardımcılığı'ndan istifa ettiler.

29 Temmuz'da çıkar amaçlı suç örgütleriyle mücadeleyi öngören ve ağır cezalar getiren yasa tasarısı Meclis'te kabul edildi. Aynı gün ABD'de ilk kez bir başkan görev başındayken ceza aldı. Başkan Bill Clinton yalan ifadeden 90 bin dolar ödemeye mahkûm edildi.

30 Temmuz'da Fazilet Partisi Erbakan'ın müdahaleleriyle yangın yerine döndü. Genel Başkan Yardımcısı Nevzat Yalçıntaş ta istifa etti.

3 Ağustos'ta Abdullah Öcalan avukatları vasıtasıyla dağdaki militanlara "silahlı mücadeleye son vermeleri" çağrısında bulundu. "1 Eylül Barış Günü'nden itibaren silah bırakmalarını, yurtdışına çıkıp barış için çalışmalarını" istedi.

4 Ağustos'ta Yüksek Askerî Şûra 58 subay ve astsubayın ordudan ihracını kararlaştırdı.

5 Ağustos'ta PKK'nın sözde Başkanlık Konseyi Öcalan'ın çağrısına "tam destek verdiğini" açıkladı.

7 Ağustos'ta Türk İş Genel Sekreteri ve Maden İş Başkanı Şemsi Denizer Zonguldak'ta evinin önünde eski koruması tarafından vurularak öldürüldü. Denizer'in karanlık bir takım işleri olması bir yana, Ankara'ya işçileri yürütüp, kendisi Jaguar otomobiliyle gitmesi ile meşhurdu. Kendisini eleştirenlere, " İşverenlerin Jaguar'ı olur da, işçinin olmaz mı?" diye cevap vermişti. Sanki yüzü gözü kömür tozuna bulanmış bütün maden işçilerinin Jaguar'ı varmış gibi!..

8 Ağustos'ta Maliye Bakanlığı "ihracatta KDV iadesinde suistimallerin arttığını" açıkladı.

9 Ağustos'ta PKK olağanüstü kongre kararı aldı. Merkez Komite toplantısında "silahlı mücadelenin önemini kaybettiği, ve artık siyasallaşmak gerektiği"ne dikkat çekildi.

10 Ağustos'ta yeraltı dünyasının ünlü ismi Dündar Kılıç öldü.

13 Ağustos'ta Emek Platformu geç emekliliği protesto için bir günlük iş bırakma eylemi yaptı. Halbuki Meclis'te kabul edilen kanun kadınların 58, erkeklerin 60 yaşında emekli olmasını öngörüyor, mason Demirel'in getirmiş olduğu "25 yılda kıyak emeklilik" yasasını değiştiriyordu. Dünyanın hiç bir ülkesinde 25 yıl baba ekmeği yiyip, sonra 25 yıl çalışıp, sonra da 75 yaşına kadar 25 yıl Devlet'ten geçinmek gibi bir durum yoktu. Hiç bir ülkenin bütçesi böyle bir uygulamaya dayanamazdı.

14 Ağustos'ta 8 Türk doktorun yabancı meslektaşlarına ait makaleleri makaslayıp kendi eserleri gibi yayınladıkları anlaşıldı... Aslında böyle intihalleri yapanlar sadece doktorlar değildi. Profesörler, doçentler, doktora, yüksek lisans öğrencileri, hatta Ahmet Altan, Orhan Pamuk gibi yazarlar başkalarının eserlerinden alıntıları kendilerininmiş gibi yayınlıyorlardı. Akademik sebep ünvan ve derece almak için mutlaka yayın yapmanın gerekmesiydi. Halbuki üniversitelerde kıdeme ve çalışmaya göre terfi sistemi uygulansa, böyle zorlama yayınlara hiç gerek kalmayacaktı.

Aslında bizim bu yazımız da alıntıdır... Ama biz "benim" demiyoruz. Gazete haberlerinden, makalelerden, kitaplardan derlediğimizi açıkça belirtiyoruz. Biz yazar değiliz, araştırmacı bile sayılmayız, sadece DERLEYİCİ ve YORUMLAYICI sayılabiliriz!

16 Ağustos'ta Abdi İpekçi cinayetinin bir numaralı sanığı Mehmet Şener'in tutukluluk hali zaman aşımından dolayı kaldırıldı... Biz bu "zaman aşımı (mürur-u zaman) uygulamasını da anlayıyoruz. Bir dava elde delil, şahit bulunduğu sürece devam eder. Ancak bir gelişme olmasının mümkün görülmediğinde "zaman aşımı" düşünülebilir. Yani sabit bir zaman aşımı olmaz. ABD'nin takdir edilecek uygulamalarından biri de "cold case" vak'alarıdır. Çözülemeyen vak'alar buzdolabına kaldırılmış addedilir ve ne zaman yeni bir delile veya şahide rastlanırsa, dava yeni açılmış gibi devam eder.

17 Ağustos 1999'da 7.5 büyüklüğünde korkunç Gölcük depremi oldu. 17.480 kişi öldü, 23.781 kişi yaralandı, 505 kişi sakat kaldı. Yine 285.211 konut, 42.902 işyeri hasar gördü. Yaklaşık 600.000 kişi evsiz kaldı. Jeolojik tesbit ve bina tahkimi yapılmadığından Gölcük'teki Donanma Komutanlığı'na ait iki orduevi sulara gömüldü. Bütün Marmara bölgesini etkileyen, Ankara'dan bile hissedilen deprem sonrasında Kızılay'ın çaresiz kaldığı görüldü. 20 yıldır bu kuruluşun başında olan Kemal Demir Kızılay adına toplanan paralarla "öğle yemeğini Paris'te yemek" gibi lüks bir hayat sürmüş, keyfetmiş, âcil durumlar için hemen hiç bir tedbir almamıştı. Sonradan anlaşıldı ki, toplanan paralardan ancak 
% 5'i hizmet için, geri kalan % 95'i şişirilmiş personel masrafları ve keyif için harcanmış gitmişti... Bu arada yıllardır açılmayan depolardan 2. Dünya Harbi'nden kalma pamuk ve sargılar çıktı. Neyse ki, daha sonra Kızılay islah edildi ve her türlü afette yurtiçi ve yurtdışındak yararlı olmaya başladı. Ancak 2012'de gene Kızılay'da yolsuzluk iddiaları arttı. Başbakan Erdoğan "Kızılay'ı temizleyin" emrini verdi.

23 Ağustos'ta Başbakan Ecevit, bazı yardımları reddeden Sağlık Bakanı Osman Durmuş'u uyardı. Aslında Osman Durmuş 1991'de Irak sığınmacılarına "yardım" diye tarihi geçmiş, işe yaramaz malzemenin gönderilmesi gibi bir durumla karşılaşmaktan endişe ettiği için öyle davranmaktaydı.

25 Ağustos'ta kadınların 58, erkeklerin 60 yaşında 7000 gün prim ödeme koşuluyla emekli olabilecekleri yasalaştı. O güne kadar Mason Demirel'in bozduğu Emeklilik Yasası ile kadınlar ve askerler 20, erkekler 25 yılda emekli olabiliyordu. Milletvekilleri ise hemen her her dönemde çıkardıkları "kıyak emeklilik" yasaları ile 2 yıl bile çalışmış olsalar "kıyak emeklilik" hakkı kazanabiliyorlardı!.. Yağma Hasan'ın Böreği!... Yi babam yi!..

26 Ağustos'ta Bayındırlık Bakanlığı yeni bir inşaat tasarısı hazırladı. Tasarının gerekçesinde "Özel sektörün yaptığı inşaatlarda beton mukavemeti belirtilenden % 40 daha az gerçekleşmektedir. Şantiyelerin % 90'ı standart altında beton dökmektedir," deniyordu.

28 Ağustos'ta Rahşan Ecevit'in hapishanede görüp te etkilendiği "çocuklu anne" yüzünden Meclis'ten bir af yasası geçirildi. Ancak çıkan affı Ecevit te beğenmedi. Hani Nasrettin Hoca, "Kar helvasını ben icat ettim ama, ben de beğenmedim," demiş ya, öyle oldu!

1 Eylül'de Cumhurbaşkanı Demirel, "Halkın tepkisi en önemli güçtür," diyerek af yasasını geri çevirdi. Yaptığı nâdir hayırlı işlerden biridir. Ancak Rahşan Hanım'ın etkisindeki kılıbık ve pimpirik Ecevit aftan vazgeçmedi.

3 Eylül'de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, "28 Şubat süreci gerekirse yüzyıl, gerekirse bin yıl sürer," dedi. Orgeneral Kıvrıkoğlu, Genelkurmay Başkanı olup ta Amerika'ya gitmeyen tek başkan idi. Şahsiyetli, karakterli bir subay idi.

5 Eylül'de Öcalan, PKK'ya, "Geri çekilmeye karşı çıkanları etkisiz hale getirin," talimatını verdi.

6 Eylül'de Çınarcık ve Yalova'da yaptığı evlerin büyük kısmı depremde yıkılan müteahhit Veli Göçer saklandığı evde yakalandı. Aslında herifin soyadı "yaptığı göçer" anlamına geliyormuş ta, kimse üzerinde durmamış!

9 Eylül'de deprem dolayısıyle yumuşayan Türk-Yunan ilişkilerinden dolayı İzmir'deki Kurtuluş törenlerinde Yunan askeri "süngülenmedi".

12 Eylül'de Yalova'da 4 müteahhit daha tutuklandı. Savcılık 15 müteahhit için de arama emri çıkardı. Ama bunların hiç birisi doğru-dürüst ceza almadı. Yıkılan binaların tazminatını Devlet ödedi.

17 Eylül'de Karabük'ün Ovacık ilçesi Telekom Müdürlüğü'nde çalışırken telefonlarını dinleyip şantajla 29 kadın ve kıza tecavüz eden 5 görevli yakalandı, ancak tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı... Türkiye'nin Hıristiyan Batı zihniyetiyle "uyum" içine sokan yasaları sayesinde!

20 Eylül'de bir hafta önce ölü bulunan 21 yaşında Şehriban adlı kızın Satanistler tarafından "kurban" edildiği ortaya çıktı. Yakalanan 3 kaatil, "Deprem son uyarıydı. Bir kurban gerekiyordu. Boğduk, sonra gömdük," diye ifade verdi. Neyse ki, onlar serbest bırakılmadı.

21 Eylül'de Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, bir süre önce Bayrampaşa Cezaevi'nde yaşanan "hesaplaşma" olayı dolayısiyle bir açıklama yaparak, "Sedat Peker'in cezaevinden ayrılırken yerine bıraktığı Trabzon Çetesi mensubu Hakan Çillioğlu 7 kapı aşarak, 425 metre yürüyerek, Yönetim kısmında hasmı olan Alaattin Çakıcı'nın yeğeni Kenan Ali Gürsel'i tabanca ile vurmuştur. Cezaevlerinde Devlet'in zafiyeti vardır," dedi. Bu zâfiyet Çiller-Karayalçın hükümeti sırasında Adalet Bakanı olan "Mehmet Moğultay'ın hapishanelere aldığı PKK'lı gardiyanlar yüzünden iyice artmış, bazı koğuşlara girilemez olmuştu.

22 Eylül'de Öcalan "Bir PKK grubunun silahları ile birlikte Türkiye'ye gelip teslim olmasını" istedi. Avukatlara aracılığıyla, "Bir iyiniyet ifadesi ve demokratik cumhuriyete güç vermek için PKK'nın atacağı bu adım, barış ve demokratik çözüm için sembolik bir adımdır. Silahlı mücadeleye son verme kararının sözde kalmadığını kanıtlamak açısından da oldukça önemlidir," dedi.

26 Eylül'de 166 kilo eroini Hollanda'ya kaçırmak isteyen şebekenin kilit ismi olduğu belirtilen Mehmet Sormaz, DGM'ye götürülmek üzere gözleri kendi atletiyle bağlı olarak bekletildiği Ekipler Amirliği odasının penceresinden 6 kat aşağıya atlayarak intihar etti.

26 Eylül 1999'da 7 kişinin öldüğü Bayrampaşa Cezaevi olayından sonra Ankara Cezaevi de savaş alanına döndü. Arama yapılmasına karşı çıkan hükümlü ve tutuklular jandarma ile 8 saat çatıştı.

27 Eylül'de Belçika'da 1995 yılından beri faaliyet gösteren (daha doğrusu hemen hiç bir faaliyet gösteremeyen) kimin seçtiği, kimi temsil ettiği belli olmayan sözde "Kürt Parlamentosu, Öcalan'ın yakalanıp mahkûm olması üzerine, sözde Ulusal Kongre ile birleştiğini açıklayıp kendini feshetti.

29 Eylül'de Yahudi stajyer Monica levinsky'nin apışarasına puro sokmakla ünlü ABD Başkanı saksafoncu Clinton, Ecevit ile görüşerek "Helsinki'de yapılacak zirvede Türkiye'nin adaylığını destekliyeceğiz," dedi. Ama hem Avrupalı, hem de Amerikalı politikacıların diğer benzer beyanları gibi bu da işe yaramaz bir palavradan ibâretti.

1 Ekim'de İçişleri Bakanı Sadettin Tantan tarafından başlatılan soruşturma sonucu, başta Genel Başkan Atilla Tacoy olmak üzere THY yöneticilerinin kurumu 3 trilyon lira zarara soktukları belirlendi. Allah bilir kendileri ne kadar yedi!

2 Ekim'de Ankara DGM'si FP Diyarbakır milletvekili Hatipoğlu'nun inanılmaz aşk, şantaj, tuzak komplolarını ortaya çıkardı.

3 Ekim'de İstanbul Valiliği kirliliğinden dolayı Marmara Denizi'nde tutulan balıkların satışını yasakladı, yenmemesi için uyarı yaptı.

5 Ekim'de üniversitelerin açılmasıyla birlikte "türban" gösterileri başladı. İstihbaratçılar Kürtçü ve sağcı İBDA-C'nin yanısıra PKK ve 
DHKP-C'nin de eylemlere destek verdiğini belirledi.

6 Ekim'de AB'nin hükûmeti sayılan AB Komisyonu Türkiye'nin adaylığı için yeşil ışık yaktı... İstersen inan!

9 Ekim'de yeni Kumarhaneler Kralı Sudi Özkan'ın Karayipler'de korku içinde ve sıkı koruma altında yaşadığı, Türkiye'ye gelemediği ortaya çıktı. Herifin Bulgaristan'a da kumar yatırımı yaptığı anlaşıldı.

10 Ekim'de PKK'ya yönelttiği eleştirileriyle tanınan Kürdistan Sosyalist Partisi Başkanı, yurtdışı kaçağı Kemal Burkay, "Öcalan 20 yıl sonra yaptığı yanlışı anladı, siyasal mücadeleden bahsetmeye başladı," dedi.

11 Ekim'de Doğan Medya grubu ile ortak olan CNN, Türkiye'de CNN-Turk yayınını başlattı. Daha sonra bazı diğer kanallar da yabancılarla ortak oldu, veya yabancıların eline geçip 5. kol gibi çalışmaya başladılar. Karen Fogg'un casusu Mehmet Ali Birand, Cengiz Candar gibilerinin yanısıra, bir arzamanlar Kanal 7'de mason törenlerini yayınlayan, sakalı ile mümin biri imajı veren Ahnmet Hakan da bu kanalda kendilerinden istenenleri yaptılar... Bir ara Amerika'daki CNN Türkiye'den Güneydoğu'yu koparan şu haritayı yayınladı:

13 Ekim'de TBMM'de çalışanların çocuklarına hizmet veren kreşte 72 çocuk için 72 görevli olduğu öğrenildi... Zaten bir süre önce (1996-1997) Meclis Başkanı olan ANAP'lı Mustafa Kalemli, grup toplantısında, "Hangi arkadaş benden bir şey istedi de, yapmadım? 1.000 kişiyi Meclis'te işe aldım, demişti. Secaat arzederken merd-i kıptî, sirkatin söylermiş!.. Bu herif te torpille işe adam almakla övünüyor!.. Kendisi ayrıca Meclis toplantı salonlarının yeniden tanziminde "ceylan derisi koltuklar" skandalına karışmış, inşaat şirketi MESA'ya iltimas geçmiş, deveyi hamuduyla yutmuştu... Davası hâlâ sürüyor!.. Adam ölüp te dava düşmeden yediklerini kurtarabilirsek ne âlâ!

13 Ekim'de Özdemir Sabancı, Haluk Güngör ve Nilgün Hasefe'nin katil zanlısı, Sabancı Center'e temizlikçi kılığında girmiş olan Fahriye Erdal, Belçıka'da tesadüfen yakalandı. Ama bir türlü teslim edilmedi, mahkemesi sürüncemede kaldı. Serbest bırakıldı.

14 Ekim'de Devlet "Cezaevlerine hâkim olmadığını, kontrolün teröristlerde olduğunu" bir kere daha dile getirdi.

16 Ekim'de Hazine'den sorumlu Devlet Bakanı Recep Önal, ekonominin batmış olduğunu, "IMF'den gelen deprem yardımı ile memur ve işçi maaşlarını ödedik," diyerek itiraf etti. 28 Şubat sürecinin 2,5 yıl sonra vardığı nokta buydu.

17 Ekim'de parayı bastıran herkese ehliyet dağıttığı için hakkında dava açılan Barış Demirel Kırmızıgül anıdndaki bir Türk, 14 milyon markla (yaklaşık 3,6 trilyon lira) Türkiye'ye kaçtı.

21 Ekim'de gazeteci, yazar, bilim adamı, eski Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı, otomobiline konulan bombalı paketin patlaması sonucu hayatını kaybetti.

25 Ekim'de Hazine, kapatılan Refah Partisi'nin kayıp 2 trilyon lirası için Necmettin Erbakan ve 7 arkadaşının tüm mal varlıklarına "ihtiyatî tedbir" koydurdu... Kayıp 2 Trilyon davası, RP'nin 1998 senesinde kapatılmasından sonra aldığı 2 trilyon TL. hazine yardımını Devlet'e iade etmemesi üzerine açılan davadır. Davada müfettişlerin yaptığı incelemelerle paranın sahte belgelerle harcanmış gibi gösterildiği anlaşılmıştır. Neticede Refah Partisi (RP) başkanı Necmettin Erbakan 2 yıl 4 ay hapse mahkûm olmuştur. Yine RP'nin 68 yöneticisi 1 yıl ile 1 yıl 2 ay arası hapis cezası almıştır... Aslında Necmettin Erbakan bu parayı harcanmış gösterip Fazilet Partisi'nin kuruluşunda kullanmıştı. Cebine atmamıştı.

28 Ekim'de Yahudi Nesim Malki cinayetinin azmettiricisi Erol Evcil, Mudanya'da gizlendiği lüks villada yakalandı. Kaldığı yer cep telefonu dinlenerek saptanmıştı... Yani telefon dinlemek o kadar da kötü ve lüzumsuz değildir.

29 Ekim'de Merve Kavakçı, kendisi gibi Amerikan pasaportlu Sivaslı işadamı Bekir Yıldırım ile evlendi.

30 Ekim'de Erol Evcil'in yakalanmasıdan sonra gözaltına alınanların sayısı 20'yi buldu. Alaattin Çakıcı'nın kasası olarak bilinen Yüksel Çağlar da Bodrum'da gözaltına alınarak Evcil ile yüzleştirildi.

1 Kasım 1999'da 7 TİP'li gencin öldürülmesinden sorumlu Ünal Osmanoğlu ile Bünyamin Adanalı 7'şer kez idama mahkûm oldu. Aynı davada Haluk Kırcı da 7 kez idam cezasına çarptırılmıştı.

4 Kasım'da Erol Evcil'in yakalanmasında, ünlü bir işadamının adı gizli tutulan bir muhbire 250 bin dolar ödül verdiği ortaya çıktı... Türkiye'de neler olmuş bitmiş te unutup gitmişiz!

5 Kasım'da Erol Evcil, "Mustafa Çağlar'ın teklifiyle Nesim Malki'yi iplik işinde devreden çıkardıklarını" söyledi. "Malki, Cavit Çağlar'ın tek alıcısıydı. Mustafa bana, 'El altından iplik vereyim, kârı kırışırız,' dedi. İş büyüyünce Niso (Nesim Malki) 'Oyunu bitirin. İpliği benden alacaksın,' diye telefon etti," diye açıkladı.

7 Kasım'da Maliye Bakanlığı Jet-Pa'nın defterlerini sıkı bir incelemeden sonra trilyonluk vergi cezası kesti.

8 Kasım'da İBDA-C örgütü tutuklularının cezaevinde bomba yaptıkları belirlendi.

10 Kasım törenlerinde Anıtkabir'de "Yaşasın Mesih Menderes" diye bağıran Salih Kaya etkisiz hale getirildi... Menderes'e "mesih" demek doğru olmasa da uygun düşer. Çünkü oğlu Aydın Menderes'in Gürkan Hacır'a belirttiği gibi kendisi Sabetayist, yani Yahudi asıllı idi.

11 Kasım'da üçlü koalisyon liderleri Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz'ın Helsinki Zirvesi'ne bir ay kala yaptıkları toplantıda sürpriz bir şekilde "idam cezasının kaldırılması" gündeme geldi!.. Allah Allah!.. Acaba niye?.. Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?.. Acaba Öcalan'ı o şartla mı teslim ettiler???

12 Kasım'da bu sefer Düzce'de Richter ölçeğine göre 7.2 şiddetinde deprem oldu. 828 kişi öldü, 4.948 kişi yaralandı.

13 Kasım'da tefeci Nesim Malki cinayetinde tetiği çeken Burhanettin Türkeş Bulgaristan'da yakalandı.

16 Kasım'da ABD Başkanı Clinton İzmit Doğukışla çadırkentini ziyaret etti. Bizim medya adamı öve öve bitiremedi.

17 Kasım'da Adnan Hoca ve 12 müridi DGM'ye sevkedildi. Adnan (Oktar) Hoca 11 Eylül 2001 saldırısına kadar Yahudi ve Mason düşmanı iken, birden Amerikancı olur, Yahudiler'i, Masonlar'ı methetmeye başlar. Hatta bir konuşmasında "Mehdi'nin Mason locasına gelip Büyük Üstat olacağını" dahi iddia eder!

18 Kasım'da 62 ülkenin devlet ve hükûmet başkanları İstanbul'da hiç bir işe yaramayan AGİT'in zirve toplantısına katıldı. Artık bir otel olan Çırağan Sarayı'nda "aile fotoğrafı" çekildi.

20 Kasım'da Adnan (Oktar)Hoca'nın müritlerinin ifadeleri ile seks ve şantaj faaliyetleri ortaya çıktı, İslam dinini de yozlaştırdıkları anlaşıldı... Zaten "oktar" adı İbrânîce'dir, Yahudiler ve Sabetayistler tarafından kullanılır. Kerameti kendinden menkul Adnan Hoca hernedense yurtdışından büyük destek alır, kitap yayınlarını, müritlerin seyyahatlerini, hatta reklam almayan televiyon yayınını bu suretle gerçekleştirir. Son zamanlarda da kendine sahte bir şecere düzmüş, "seyyit"liği ilan etmiş, "mehdi"liğe hazırlanmaktadır.

21 Kasım'da FP milletvekili Mehmet Bedri İncetahtacı bir trafik kazasında öldü.

24 kasım'da Sosyal yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından ilkokul öğrencilerine dağıtılan sütten 900 öğrenci zehirlendi, hastaneye kaldırıldı. 60 tanesi tedaviye alındı.

27 Kasım'da Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan, akılalmaz bir şekilde para harcayan, iki defa yurtdışına çıkma izni isteyen, ve sadece iki aydır görevde bulunan İş ve İşçi Bulma Kurumu Genel Müdürü dönme Muzaffer Karakaş'ı görevden aldı.

30 Kasım'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, üzerine vazife imiş gibi, Abdullah Öcalan'a verilmiş olan idam cezası ile ilgili "ihtiyâtî tedbir" kararı aldı.

3 Aralık'ta ANAP lideri Mesut Yılmaz Cumhurbaşkanlığı için "En iyisi Demirel" dedi. Zaten Ecevit te "Demirel modeli"nde ısrar ediyordu. Koca Türkiye'de mason Demirel'den başka adam kalmamış gibi!.. Bizim o dönemde Cumhurbaşkanlığı'na iki adayımız vardı: Biri Rauf Denktaş ... Hem devlet adamı, hem hukukçu, hem mücahit, hem Türkçü... İkincisi Kâmran İnan... Kürt asıllı olmasına rağmen değme Türk'ten daha milliyetçi, vatanperver , dürüst ve şaibesiz bir devlet adamı ve diplomat... Ne yazık ki, ikisi de gözardı edildi.

4 Aralık'ta yıllardır aranan Türban Kuşadası Marinası eski müdürü Haydar Mengi, "Arena" programına konuştu. "Tarihî Sait Halim Paşa Yalısı'nın içi boşaltıldı. Daha önce gözlerimle gördüğüm eserler daha sonra yerlerinde yoktu. Bence yalı yüzde bin bu yüzden yakıldı," dedi. Dedi de, yakanlar, yalıyı soyanlar yakalandı mı? Hayır!

5 Aralık'ta Metris Cezaevi'nde, sonradan müebbed hapse mahkûm İBDA-C lideri Kürtçü Salih Mirzabeyoğlu (asıl adı Salih izzet Erdiş) ve militanları arama yapmak isteyen jandarmaya saldırıp rehin aldı. 50 asker yaralandı!.. Vehameti görüyor musunuz?.. Devlet'in askeri, bırakın düşmanı, bir hapishaneyi bile ele geçiremiyecek hale gelmişti!

6 Aralık'ta 16 yaşındaki İsmail Onur, Alaattin Çakıcı'nın kardeşi Gencay'ı kurşun yağmuruna tuttu. Çünkü üvey babası Alaattin Çakıcı, annesi Uğur Kılıç'ı gözleri önünde öldürmüştü. İsmail Uğur sonra kaçtı. Sonra yakalandı, ama "yaşı küçük" diye serbest bırakıldı... Ben bunu da anlamam!.. İslamiyet'te kişi bulüğ çağına erdiğinde "akıl bâliğ" yani "rüştünü ispat etmiş" sayılır. Gavur dediğimiz Amerikalılar bile bu kuralı uygular ve cinayet işleyen 13 yaşındaki sanıkları "yetişkin" sıfatıyla yargılarlar. 7 yaşından büyükleri de suç işlediğinde islâhevine atarlar. Halbuki bizde 18 yaşından önce ne halt edersen et, "reşit değil" diye serbest bırakırlar!.. Hoş, şimdi 18 yaşından büyükleri de serbest bırakıyorlar ya, neyse!.. Batı'yı taklit edeceksen, iyilerde etsene, arkadaş!

Yine 6 Aralık'ta Cumhurbaşkanı mason Süleyman Demirel, Prof. Dr. Kemal Gürüz'ü yeniden Yükseköğrenim Kurulu, başkanlığına atadı... Bu ODTÜ'den iki tane YÖK Başkanı çıkmıştır, üç dönem başkanlık yapmışlardır, ama ODTÜ'nün bile sorunlarını çözmeye yanaşmamış, yeni sorunlar yaratmışlardır.

7 Aralık'ta AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Paavo Lipponen, "Türkiye'nin aday ülke ilan edilmesi hususunda görüş birliğine varıldığını" açıkladı!.. 15 üye dışında 12 aday ülke arasında Türkiye 27. sırada ilan edildi. Böylece 40 yıldır boşu boşuna kendimizi aday saydığımız ortaya çıktı. Üstelik 27. üye olarak Roımanya 2007 yılında AB'ye girdi. Hırvatistan 28. olarak sıradadır... Ya Türkiye???

8 Aralık'ta İşçi sendikaları konfederasyonları Türk-İş, Hak-İş, DİSK ile işveren konfederasyonu TİSK, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türkiye Esnaf ve Sanatkârlâr Konfederasyonu ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği başkanları, "7'li Sivil İnsiyatif" oluşumunu kurumlaştırma kararı aldı. Bunların çoğu Refah-Yol hükûmetini düşürmekte de işbirliği yapmıştı.

12 Aralık'ta müfettişler 1995 yılından beri mal bildiriminde bulunmayan Türk Telecom Gayrettepe Baş Müdürü Ömer Yücel Çalıklı'nın milyonluk serveti olduğunu ortaya çıkardı. Müdür Bey kendisine miras kaldığını söyledi... Söyledi de, miras veraset ilâmı ile kalır. O belgeyi göstermesini isteyen olmadı mı acaba?

13 Aralık'ta Fransa'nın gönderdiği Alaattin Çakıcı, "Geliyorum, hesap soracağım," dedi.

14 Aralık'ta yerli-yabancı futbolcularının değeri 32 trilyon lirayı bulan Fenerbahçe, bonservis değeri 200 milyar lira olan Pendik Spor'a yenilerek Türkiye kupasından elendi... Zaten futbolcular ile şarkıcıların bu kadar yüksek paralar kazanmasını bir türlü anlamam. Hele ki, kalp cerrahlarına, beyin cerrahlarına, petrol mühendislerine doğru dürüst maaş veremediğimiz durumlarda!

18 Aralık'ta DYP'li milletvekili Kamer Genç'in, bir dansözle yakalandıktan sonra "çiçek sulamaya gitmiştim," demesi, bize 1960'larda Kızılay'daki Emek İşhanı'ndaki avukatlık bürosunda, görüntülerinin kapı üstündeki aynaya yansıması sonucu iş üstünde basılan AP milletvekili Şadi Pehlivanoğlu'nu hatırlattı. O da uzun süre dışarı çıkamamış, çıkınca da "Bu komünistlerin komplosudur," demişti.

19 Aralık'ta Çiller'in karakutusu Şükrü Karaca, 28 Şubat sürecinde Refahyol Hükûmeti'nin tehdit eden generallere ve onları destekleyen medyaya 2 ay direnen Erbakan'ın, Çiller'den "Darbeden beter şeyler olur," şeklinde uyarı gelmmesi üzerine istifa ettiğini açıkladı.

21 Aralık'ta hakkında iki tutuklama kararı bulunan ve İnterpol tarafından da aranan eski Şişli Belediye Başkanı Gülay Aslıtürk Londra'da yakalandı.

22 Aralık'ta Hükûmet, IMF ile anlaşmaya girmeden önce, sahiplerinin naylon şirketlerine geri dönmeyen krediler verilerek içleri boşaltılan, hortumlanan 5 bankaya TMSF aracılığıyla elkoydu. Egebank, Yurtbank, Esbank, Sümerbank ve Yaşarbank "Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu"na devredildi.

23 Aralık'ta Londra'da tutuklanan şaibeli Gülay Aslıtürk, babası İlyas Çolak ile kocası şaibeli Orhan Aslıtürk'ün yurt dışındaki mal varlıklarını kefalet göstermesi üzerine, serbest bırakıldı... İyi mi?

25 Aralık'ta mafya babası Oflu İsmail'in 1985'te Londra'da yakalandığı, ancak Türkiye'den yanlış parmak izi gönderildiği için serbest bırakıldığı anlaşıldı... Acaba o yanlış parmak izini kim gönderdi???

27 Aralık'ta iyice paraya sıkışmış olan hükûmetin başı Bülent Ecevit, Devlet dairelerinde hediye alımını ve gönderilmesini yasakladı. Kamu çalışanlarından oda sıcaklığını bile düşük tutmalarını istedi.

28 Aralık'ta hükûmet ortağı partiler 4 konuda anlaştılar: Meclis'e başörtüsü ile giriş yasağı, Akkuyu Nükleer Santral ihalesi, Uluslararası Tahkim İhanet Yasası'nın geçmiş yılları da kapsar şekilde Meclis'e gönderilması, ve asgarî ücret artışının % 25 olması.

29 Aralık'ta Şişli Cumhuriyet Savcılığı Egebank'ın sekiz yönetici hakkında "emniyeti suistimal ve bankayı zarar uğratmak" suçlarından soruşturma başlattı. Ancak esas olaylar daha sonra cereyan etti.

30 Aralık'ta 12 Eylül öncesinde Abdullah Çatlı'nın ekibinde olan ve adı Abdi İpekçi cinayetine karışmış olan Yalçın Özbey, bir süredir yaşadığı Belçika'da aranırken kayboldu.

31 Aralık'ta "kadın-erkek eşitliği"ni sağlayan kanun tasarısı Meclis'e sunuldu... Aslında bu yasa kadınlara eşitlik değil, "eziklik" getirecekti. Meselâ, kadından daha az zengin olan erkek, boşandığında karısından nafaka alabilecek, böylece açıkgöz erkeklerin dul ve zengin kadınlarla evlenip onları sömürmesine yol açacaktı!

Yine 31 Aralık'ta zoru gören Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin görevinden ayrıldı. Yeltsin tüm yetkilerini Başbakan Vladimir Putin'e devretti. Boris Yeltsin ABD desteği ile seçilmiş, 8 yıl zavallı Rus halkının sürünmesine, kızlarının köle olarak diğer ülkelere satılmasına, ve çoğu Yahudi bir kaç kişinin inanılmaz zengin olmasına sebep olmuş bir vatan haini idi.

1 Ocak 2000'de mason Süleyman Demirel'in yeğeni. elkonulan Egebank'ın sahibi Murat Demirel'in 1998'den beri süren askerlik ertelemesi ile bedelli başvurusu iptal edildi. Kendisi hakkında yakalama emriyle arama başlatıldı. Banka soruşturması ilerde yakasına yapıqşacaktı. Bugünlerde Mason Demirel, yeğeni hakkındaki soruları "Benimle ilişkisi kurumak isteyenler çıldırmıştır," diye çılgınca bir cevap vermişti.

3 Ocak'ta Rusya'nın Çeçenistan'a müdahalesini protesto eden militanların, Lübnan'ın başkenti Beyrut'taki Rus Büyükelçiliği'ne yönelik bombalı saldırısında bir polis memuru öldü, 6'sı yaralandı.

4 Ocak'ta İsrailliler ve Filistinliler, İsrail askerlerinin Batı Şeria'nın yüzde 5'inden çekilmesi konusunda anlaştı.

5 Ocak'ta Maliye Bakanlığı Adnan (Oktar) Hoca'nın 10 şirketini tespit edip, hazırladığı raporu "kara para aklama" şüphesiyle Mâlî Suçları Araştırma Kurulu'na gönderdi... Aslında bunu da anlamam... Türkiye'de "ak para" belli değil ki, "kara"sını arayasın!.. Kimin, nereden para kazandığı belli değil! Fransa'da bir kişi bir tek banka hesabı açabilir. 10.000 avrodan fazla para yatırmaya kalksan, hemen senden kaynak sorar. Birisine 10.000 avrodan fazla para havalesini açıklamasız yapamazsın! Böylece paranın kaynağı tesbit edilir. Bizde hiç böyle bir uygulama var mı ki, "kara para" operasyonu yapılsın!

9 Eylül Eski Şişli Belediye Başkanı Gülay Aslıtürk'ün (aslı TÜRK mü, değil mi, o da belli değil ya!) kocası Orhan Aslıtürk'ün adı Cumhuriyet tarihinin en büyük fatura sahtekârlığına karıştı. Aslıtürk'ün ortağı olduğu Barbaros Holding'in 4 yılda 1,5 milyon dolarlık naylon fatura düzdüğü ortaya çıktı.

10 Ocak'ta Türkiye'ye gereksiz gergin günler yaşatan "Taksim'e cami" konusu yeniden alevlendi. İstanbul Taksim bir, Ankara Çankaya iki, hernedense "cami yaptırırım, yaptırtmam" kavgası yıllardır sürer gider. Şimdi de (2013) Çamlıca'ya cami meselesi çıktı. Türkiye'de müslümanlara yeteri kadar cami var. Ezanları birbirine karışan camiler çok. Üstelik son 50 yıldır yapılan camiler ibadetten ziyade ticarete yönelik oluyor, altlarına dükkân vs. yapılıyor!

11 Ocak'ta gözaltındaki Adnan (Oktar) Hoca, " İmam " ları vasıtasiyle sindirmek istediği kişilere komplolar düzenlediğini itiraf etti. İmamlarına emir vererek cinsî münasebette bulunurken vidyolar çektirdiğini, ya da porno filimlerde fotomontajla değişiklik yaparak medya kuruluşlarına, yakın çevresine gönderdiğini kişilerin adlarını açıkladı... Adnan Oktar bir vakitler masonların ve Yahudiler'in sinsi faaliyetlerini ortaya seren programlar, filimler yapmış, kitaplar yayınlamıştı. Ancak sonradan, muhtemelen dış etkilerle, hem masonları, Yahudiler'i savunur hale gelmiş, hem de İslam'ı dejenere eden "Kral Mesih gelecek, Mehdi 1980'de İstanbul'a geldi" gibi hurafeler yaymaya başlamıştır... 1980'de İstanbul'a gelen kendisidir.

12 Ocak'ta koalisyon ortakları Ecevit, Bahçeli, Yılmaz Abdullah Öcalan'ın idam dosyasını Başbakanlık'ta bekletmeyi kararlaştırdılar.

13 Ocak'ta Alman İnterpol'u hakkında soruşturma açmış olduğu Fadıl Akgündüz hakkında Türkiye'den bilgi istedi.

14 Ocak'ta TÜSİAD adı Türkbank skandalına karışmış olan Kâmuran Çörtük'ü üyelikten attı.

Yine 14 Ocak'ta Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi hakimleri, 5 Bosnalı Hırvat askerini 25 yıl hapis cezasına çarptırdı.

15 Ocak'ta Alman Başsavcılığı, paraları Jet-Pa'ya kaptırmış olanların "geri alma" ihtimalinin hemen hemen sıfır olduğunu bildirdi. Aynı gün Sırp paramiliter lideri ve savaş suçlusu sanığı "Arkan" lakaplı Zeljko Raznatoviç, Belgrad Intercontinental Hotel'in lobisinde vurularak öldürüldü.

17 Ocak'ta polis kendi müslüman geçinen, ancak Nurcu 7 işadamını kaçırmış olan 'Hizbullah örgütüne baskın düzenledi. Kavacık Mahallesi'ndeki lüks tripleks villada saklanan sözde islamcı teröristler polise ateş açınca çatışma 4 saat sürdü. Bir terörist öldürülürken diğer ikisi teslim oldu. Hücre evde bilgisayarlar, CD'ler, örgütsel dokümanlar ele geçirildi. Polis kaçırılmış olan işadamlarından birinin kredi kartının izini sürmüş, ve hücre eve ulaşmıştı. Öldürülen kişi örgütün lideri Hüseyin Velioğlu idi. Diğer ikisi de örgütün 2 ve 3 numaralı adamlarıydı. Kavacık Operasyonu ile örgütün tüm sırları polisin eline geçti. Örgüt evinde 2 yıl önce Mersin'de kaçırılmış Konca Kuriş ile Nesim Malki cinayeti sanıklarından Mehmet Sümbül'ün kimlikleri de vardı. Ayrıca işadamı Zehra Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım'ın çantası da bulundu... 2000 yılı Hizbullah olayları ile geçti.

18 Ocak'ta Eski Almanya Başbakanı Helmut Kohl, Hıristiyan Demokrat partisine yasadışı yollarla para yardım yapan kaynakları açıklayana kadar partisi tarafından açığa alınmasının ardından, parti liderliğinden istifa etti.

19 Ocak'ta Hizbullahçılar'ın kaçırdıkları işadamlarının el ve ayaklarını domuzbağı ile bağlayıp boğdukları, sonra bir gecekondunun içine gömdükleri ortaya çıktı. Çengelköy sırtlarındaki tek katlı bahçeli ev Hizbullah örgütünün mezarlığı gibiydi.

20 Ocak'ta Hizbullah liderinin tahrip etmeye çalıştığı bilgisayar diski kurtarıldı. Diskte örgütün "katli vaciptir" ifadesiyle öldürülmesine karar verdiği 1.500 kişilik bir liste bulundu... Hem bu Hizbullahçılar, hem Çetin Emeç ile Turan Dursun'u öldüren İslâmî Hareket militanları, hem de İBDA-C örgütü mensupları Kürtçü'dürler. Bunların arasında Türk'ten çok Kürt bölücü, hatta Ermeniler vardır. İslamî Hareket lideri İhsan Deniz'in annesinin adı Hazere, anneannesinin adı Favlus, dedesinin ismi Saro, halasının ismi Kumri'dir. Anne tarafından akrabaları Peyruze ise misyonerdir. İhsan Deniz'in kızkardeşi ise Hüseyin Velioğlu ile evlidir. Hüseyin Velioğlu'nun dedesinin annesinin ismi Nure, abisinin çocuklarının adları Helen ile Juan'dir. Velioğlu'nun yerine geçen İsa Altsoy'un dedesinin ismi Melkum, babaannesinin ismi Mecme'dir. Hizbullah'ın kasası Sulhettin Ülük te bir Ermenidir... Bu kişilerin devleti ve vatanı sevmedikleri bir yana, sade müslümanları da hiç sevmezler. İslamcı geçinmelerine rağmen saldırdıkları Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Amerikalılar falan değil; hep müslümanlar olmuştur! O yüzdendir ki, kendilerinin Hıristiyan Batı veya İsrail gizli örgütleri tarafından kullanıldıklarından eminiz.

21 Ocak'ta Hizbullahçılar'ın üçüncü "mezar ev"i Konya'da bulundu. Üç katlı bir villahın bodrumunda yapılan kazıda biri kadın 4 kişinin cesedi çıkarıldı. Kadının Konca Kuriş olduğu tespit edildi.

22 Ocak'ta Konca Kuriş'in, ölüm emrini veren Mehmet Emin Ekici'den çok daha yürekli olduğu anlaşıldı. Çünkü Mehmet Emin Ekici zoru görünce bülbül kesilmiş, Hizbullah örgütünün bütün sırlarını anlatmaya başlamıştı.

23 Ocak'ta Mahkemenin Abdi İpekçi cinayeti ile ilgili olarak istediği, MİT ve Emniyet'in "imha edildi" dediği, Yalçın Özbey'in Almanya'daki ifade metni ortaya çıktı.

24 Ocak'ta Hizbullahçı Mehmet Emin Ekici, örgütün perde arkasındaki liderinin Hacı İnan olduğunu açıkladı.

25 Ocak'ta Metris'teki 64 İBDA-C militanı gene isyan çıkardı. İsyancılar liderleri Salih Erdiş'in başka cezaevine naklini istemiyorlardı.

26 Ocak'ta Genelkurmay Başkanlığı Fazilet Partisi'ni "Hizbullah'ın esas kaynağı sizsiniz," diye suçladı. Halbuki Hizbullah ta, İBDA-C de, İslamî Hareket te Fazilet Partililer'i düşman görmekte idi.

27 Ocak'ta Adana Tarsus'taki mezar evde bulunan cesetleri yakınları kafataslarından teşhise çalıştı. Aynı gün İsrail Başbakanı Ehud Barak'ın partisi, seçim kampanyasında mali kuralları ihlal ettiği gerekçesiyle 3.2 milyon dolar para cezasına çarptırıldı

28 Ocak'ta Hizbullah'ın bölge sorumlusu Edip Gümüş'ün bir yıl önce satın aldığı 5 katlı apartmanın "hücre evi" olarak kullanıldığı anlaşıldı. Apartmanın garajında Mehmet Sümbül'ün otomobili ile beyaz bir Mercedes bulundu. Gümüş'ün eşinin de aralarında bulunduğu 6 kadın gözaltına alındı.

31 Ocak'ta 44 ilde sürmekte olan Hizbullah operasyonları tamamlandı, 938 kişi gözaltına alındı, 227'si tutuklandı.

1 Şubat 2000 günü Cübbeli Ahmet Hoca diye bilinen Ahmet ünlü hazırladığı deprem kasetinde Devlet'e ve orduya hakaretten gözaltına alındı.

Yine 1 Şubat'ta ABD'nin Illinois Eyalet valisi George Ryan, idam infazlarını durdurdu. 20 yıl içinde 13 idam mahkûmunun suçsuz olduğunun anlaşılması, valiye bu kararı aldırttı. Aslında kabahat idam cezasında değil, avukat-savcı sürtüşmesine dayanan Amerikan hukuk sistemindedir. Her ikisi de suçlu-suçsuza bakmaz, kazanmak ister. Dili çabuk olan kazanır, bu yüzden soğu suçsuz mahkûm olur, çoğu suçlu da beraat eder, serbest kalır.

3 Şubat'ta Hizbullah kurbanlarının sayısı 58'e ulaştı Bunlardan 36'sının kimlikleri belirlenemedi.

4 Şubat'ta Ankara DGM savcısı Nuh Mete Yüksel FP'li milletvekilleri Ömer Vehbi Hatipoğlu, Oğuzhan Asiltürk ve Zeki Ergezen hakkında idam talebiyle fezleke düzenledi.

Yine 4 Şubat'ta Avusturya'da aşırı sağcı Özgürlükçüler Partisi lideri Jörg Haider, koalisyon hükümetinde yer aldı, ancak yurt içinde ve dışında şiddetli protestolara maruz kaldı. İsrail büyükelçisini çekti ve AB ülkeleri Avusturya'ya diplomatik yaptırımlar uyguladı. Adamı Nazi olmakla suçladılar.

5 Şubat'ta FP Başkanı Recai Kutan, "Gerekirse Hizbullah ile ilişkili Devlet görevlilerini açıklarız," dedi. Bu konuda kendilerini ihbar yağdığını söyledi.

6 Şubat'ta İdarî Mahkeme kararlarına uymayıp bürokratları görevlerini iade etmeyen eski bakanların tazminat ödemekten perişan oldukları ortaya çıktı. Aynı gün Sanayi Bakanlığı, traktöre rastgele oturulmasını yasakladı!.. Yayınlanan bir genelgeyle, traktöre "Avrupa Birliği standartlarına göre" binilmesi istendi. Bu tarz isteklerin ardı-arkası kesilmiyecekti. Kümes hayvanlarının nasıl taşınacağı, kokoreç yenip yenmiyeceği, zinanın suç olup olmadığı İslam'a, TÜRK örf ve âdetlerine göre değil; emperyalist, hıristiyan AB standartlarına göre belirlenecekti.

7 Şubat'ta Eskişehir Cezaevi'nde tutuklu bulunan 10 İBDA-C militanı götürüldükleri Adliye binasında herkesi tehdit etti. "Hizbullah'ı arayacaksınız. Hepinizden hesap soracağız," diye bağırdılar.

Yine 7 Şubat'ta Yugoslav Savunma Bakanı Pavle Bulatoviç, Belgrad'daki bir restoranda kimliği bilinmeyen bir saldırgan tarafından vurularak öldürüldü.

8 Şubat'ta İsrail uçakları, Hizbullah gerillalarının 5 İsrail askerini öldürmesine misilleme olarak, gerillaların Lübnan'daki kalesini ve enerji istasyonlarını vurdu.

9 Şubat'ta Batman Valiliği'nin 27 milyon dolara silah ithal edip özel birlik kurmasının altından, 18 yıl önce Uğur Mumcu cinayetinde adı geçen Kintex adlı Bulgar şirketi çıktı. Silahların bir kısmının kayıp olduğu anlaşıldı.

10 Şubat'ta Fazilet Partisi "14 Şubat Sevgililer Günü"nü kutladı... Niye o günde?

11 Şubat'ta Batman Valiliği tarafından 1994-1996 yılları arasında ithal edilen silahlardan 507 bin dolarlık bölümünün gümrüksüz yurda sokulduğu anlaşıldı.

Yine 11 Şubat'ta Romanya'nın bir altın madeninden sızan siyanür, Macaristan sınırından geçen Tisa nehri sularına karıştı, binlerce balığın ve diğer canlının ölmesine neden oldu.... Tabii Romanya'da altını Romenler değil, emperyalist Batılılar çıkartıyordu. türkiye'de olduğu gibi!.. Ve az bir vergi ödeyerek, bulduklarını olduğu gibi alıp götürüyorlardı!.. Türkiye'de olduğu gibi!.. Siz Bergama siyanürlü altın olayları neden çıktı sanıyorsunuz?.. Batılı şirketler arasındaki sürtüşmeden! Köylüler âlet edildiler, Necip Hablemitoğlu da katledildi!

12 Şubat'ta deprem sonrası Almanya'ya davet üzere gönderilen 23 çocuğun tümünün polis çocuğu olduğu, büyük çoğunluğunun "yeşil pasaportlu" olduğu, deprem çocuğu olmadığı anlaşıldı.

13 Şubat'ta Güneydoğu'daki operasyonlar yüzünden İstanbul'a "hicret" eden Hizbullah lideri Velioğlu'nun çok tedbirsiz davrandığı ortaya çıktı. Velioğlu'nun kaçırdıkları işadamı İzzettin Yıldırım'ın cep telefonunu kullanması, pek çok sahte kimlik sahibi olmalarına rağmen Kavacık'ta oturdukları villayı esas lider Hacı İnan'ın eşi Müesser İnan adına satın almaları bu hatalardan bazıları... ve örgütün çökertilmesine sebep oldu.

14 Şubat'ta Hizbullah'a bir darbe de Van'da vuruldu. Bir Hizbullahçı'nın asker kardeşinin ihbarı üzerine iki eve yapılan baskında 5 polis şehit oldu, 5 Hizbullahçı terörist öldürüldü.

15 Şubat'ta Özdemir Sabancı'nın kaatillerinden Mustafa Duyar'ı öldürenlerden Ahmet Yergüder, kandırıp lüks bir otelde yemek ısmarladığı jandarmaların elinden kaçtı.

Yine 15 Şubat'ta Zimbabve Devlet Başkanı Robert Mugabe'nin 20 yıllık iktidarına referandumla son verildi.

16 Şubat'ta Ahmet Yergüder kaçarken, ondan sorumlu jandarma astsubayın otelin bir odasında sevgilisiyle birlikte olduğu ortaya çıktı.

17 Şubat'ta özel Turkcell ve Telsim toplam 533 milyon dolar sabit ücret topladı. Böylece 1998 yılında "25 yıllık lisans" için ödedikleri 500 milyon doları iki yılda çıkarmış, üstelik kâra geçmiş oldular!... Özelleştirmecilere, Devlet'i zararı sokanlara duyurulur!

18 Şubat'ta CNN-Türk'te yayınlanan bir tartışma programında Öcalan duruşması kararlarıyla ilgili yersiz sorular yüzünden RTÜK'ün aldığı kapatma kararı, onları çok ilgilendiriyormuş gibi (aslında ilgilendiriyor, çünkü CNN-Türk TÜRK kanalı değil), Reuters' ve AP'de "haber" oldu.

19 Şubat'ta Kartal Cezaevi'nde yapılan aramada Erol Evcil'in dupleks odasında 110.000 dolar bulundu!

20 Şubat'ta Avrupa Birliği Komisyonu, deprem dolayısiyle Türkiye'ye gönderdiği 600 milyon avroluk "yardım", daha önce vermeyi kararlaştırdığı 750 milyon avroluk krediye saydı... Hıristiyan Avrupa ve Amerika hep böyle yapar. Dünyanın neresinde bir felâket olsa, ya hiç ilgilenmez, ya da ilgilenir görünür, bir takım yardımlar vaadeder, ama o yardımları hiç bir zaman göndermez. 30.000 kişinini öldüğü 26 Aralık 2003 İran depreminde olduğu gibi!.. Ya da bize yaptığı gibi önce "yardım" diye verir, sonra "kredi" der!

21 Şubat'ta "cinsel eğitim"^dersi pilot okulda utana sıkıla başladı. 40 dakika öğrencilere yetmedi. Dersin sürekli olmasını isteyen öğrenciler, uzmanları soru yağmuruna tuttular... Cinsiyet konusunda cahil bir millet olduğumuz kesin. Hem cinsiyet, hem evlilik, aile, hem doğum, analık-babalık, çocuk yetiştirme konularının kulaktan dolma öğrenilmemesi, düzenli bir eğitimle okulda verilmesi şarttır. Bu eğitim ilkokul 4-5. sınıfta başlamalı, çocukların büluğ çağına girdikleri ortaokulda devam etmelidir... Ancak biz Hıristiyan Batı ülkelerine benzemeyiz. Kız ve erkek öğrencilerin birbirleriyle yüz-göz olmamaları, rahat davranabilmeleri için bilhassa cinsiyet, evlilik ve doğum bahislerinin kız-erkek ayrı sınıflarda yapılması en uygunudur. Son 30-40 yıldır "medenî" görüneceğiz diye bütün okulları kız-erkek karışık yaptık. Halbuki hem Avrupa'da, hem de Amerika'da bugün dahi kızların ve erkeklerin ayrı gittikleri okullar vardır. Bu tarz zorlamaların hiç lüzumu yoktur. Her ilde hem karışık, hem de kız-erkek ayrı ortaokul ve liseler olabilmelidir. Bu okullarda cinsiyet dersleri kız-erkek ayrı sınıflarda verilmelidir.

22 Şubat'ta yakalanan bazı Hizbullah militanlarının FP Sincan örgütü ile bağlantılarının tesbiti üzerine DGM savcısı operasyon emri verdi.

23 Şubat'ta İstanbul'daki Hizbullah operasyonlarında bombalar, silahlar, boğma ipleri, zincirlerin yanısıra kalp şok cihazı ve diyaliz makinesi de bulundu.

24 Şubat'ta HADEP'li Diyarbakır Belediye Başkanı Feridun Çelik, Siirt Belediye Başkanı Selim Özalp ve Bingöl Belediye Başkanı Feyzullah Karaarslan "PKK'ya yardım ve yataklık etme" suçundan tutuklandılar.

25 Şubat'ta ABD'nin kendi yediği haltları unutup, 150 ülke için hazırladığı "insan hakları" raporunda Türkiye'yi "beyaz kadın ticaretinin geçiş noktası" olmakla suçladı... Halbuki aynı yıl Amerikan CNN televizyonu, yaptığı bir programda Rusya'dan ve Balkanlar'dan 100.000 kadın ve kız getirildiğini, bunların hemen hepsinin seks kölesi olarak çalıştırıldığını anlatmıştı. Ayrıca 1950'lerden beri kullanılan bu "beyaz kadın" ifadesi kaçırılıp fahişe olarak çalıştırılan Doğu Asyalı, Afrikalı, Güney Amerikalı kadın ve kızları kapsamaz, çünkü onları insan yerine koymazlar. Sadece Hıristiyan Avrupalı ve Amerikalı kadınları kastederler. Bu dahi Batılılar'ın "insan hakları" konusunda ne kadar tarafgir olduklarının bir delilidir.

26 Şubat'ta tanınmış müteahhit Murat Ekşioğlu, Üsküdar'da otomobilinin içinde uğradığı saldırıda öldürüldü. Ekşioğlu'nun bir namus cinayetine kurban gitmiş olabileceği belirtildi.


12  Cİ  BÖLÜMLE DEVAM EDECEKTİR,




...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder